Category: Teknoloji


iPhone 4 istememin sebepleri

Bundan bir buçuk sene kadar önce Turkcell’den 8 GB’lık iPhone 3G modelini almıştım. Bir buçuk seneyi özellikle belirttim çünkü 18 aylık kontratla almıştım ve ay itibariyle kontratımın sonuna gelindi (artık özgürüm). Fakat bu süreç içerisinde 2 farklı iPhone modeli çıktı. Bunlardan ilki 3GS, diğeri ise 4. Ben cihazı aldıktan çok kısa bir süre sonra piyasaya çıktı 3GS ancak pek de sevmemiştim. En başta ekstrası sadece video çekebilmesi ve dijital pusula özelliğinin olmasıydı. Tasarım olarak birebir aynıydı. Zaten Samsung D900i kullanıyordum, iPhone’ a geçince resmen dünyayı yönetir olmuştum.

iPhone 4 çıktığı zaman oldukça canım çekti, içim gitti ve sonunda istediğime karar verdim. iPhone 4 çıkalı bu yaz 1 sene olacak. Doğal olarak da yeni bir iPhone modeli piyasaya çıkacak. Bazı küçük özelliklerin geleceği ancak tasarımın değişeceği söylentileri var. Henüz bundan emin olmasak da iPhone 4′ün tasarımının beğenilmemiş olması buna etkenmiş. Fakat beni ise en çok çeken noktalardan biri tasarımı. Malum önümde uzun ve zorlu bir yol varken (yurtdışına gitmek gibi) iPhone 4′e para ayırmak ne kadar mantıklı olur bilemiyorum. Bu yüzden de kendi kendime sebepleri sıraladığım bir yazı yazmak istedim. Haydi bakalım başlayalım.

- Öncelik tabii ki iPhone 4′ün tasarımı. Muhteşem bir tasarımı var bana göre. Arka kısmının bombeli olmayıp düz olması, elde daha rahat tutuşu, şahane kılıfları ile oldukça ilgimi çekiyor diyebilirim. Özellikle de ekranının parlak değil mat olması, ekran kenarlarının 3G’ye göre daha küçük olması başlıca sebepler. Eh benim de tasarıma ya da kendimce estetiğe çok bağımlı biri olduğumu düşünürsek bence yeterli bi sebep. Bi de 3G’ye bakmaktan da sıkıldım, değişiklik lazım.

- Hız. iPhone 4 ile 3G arasında dağlar kadar hız farkı var. İşlemcisini falan geçtim zaten, iOS 4′ü yükledikten sonra öldü 3G… Uygulamaları yavaş açıyor, menülerde yavaş geziniyor. Resim çektikten sonra bakması çok uzun sürüyor. Bir resim çekip, uygulamayı açıp paylaşmak 10 dakikamı alıyor neredeyse. Bu yüzden de üşenmeye başladım. E bu da telefonun özelliklerini kullanamadığım anlamına geliyor. Ne gerek var ki o zaman dimi? Bu yüzden hız şart, dolayısıyla da iPhone 4.

- Multitasking, arkaplan resim değişikliği gibi özellikler de önemli. iPhone’umu özelleştiremiyorum. Arkaplanı bütün iPhone’lar gibi siyah. Halbuki 4′de arka planı değiştererek istediğin resme bakabiliyorsun. Bu da cihazı sana daha çok yakınlaştırıyor. Multitasking ise çok önemli. Twitter uygulaması açıkken geri gelip resim çekip, bunu twitterdan paylaşmak inanılmaz kısa bir zaman alıyor. Ya da bir dergi okurken, bir oyun oynarken arkada Twitter açık kalıyor. İki tıkla anında açılıyor. Bekleme yok, oyunu kapatma yok, derginin sayfasını kaybetme yok. E daha ne olsun.

Iphone4

- Kamerası. Özellikle de HD kamerası. İnternette iPhone 4 kamerası ile çekilen oldukça şahane videolar izledim ve Handycam yerine bir iPhone 4 almak daha mantıklıymış demeye başladım. İstediğin yerde ekstra fotoğraf makinesi taşımaya gerek yok, çıkar iPhone’u istediğin gibi resim çek video çek. Hem de hızlı hızlı(!). Eh benim işim de video ile zaten, fakat bu konuda ekstra cihaz taşımak zorundayım. Kurguda kasmak şartıyla iyi görüntülü kısa filmler çekmek bile mümkün iPhone 4 ile. Kamerasıyla da Twitter’dan Flickr’dan kaliteli resimler paylaşılabilir. Bence en önemli özellik ve benim de en ihtiyacım olan özellik.

- Storyboard uygulaması kullanıyorum iPhone’da. Ancak 3G ile artık kullanmak bir işkence. Zira çok yavaş çalışıyor, objeleri çok yavaş sürüklüyor vs. O yüzden yine yukardaki maddelerden hıza geliyoruz ve önemini tekrardan vurguluyoruz.

- Retina Display var. Oldukça net görüntü veriyor ve benim oldukça hoşuma giden bir görüntü oldu. Açıkçası bakmaktan çok büyük zevk aldığım bir görüntüye sahip. Bana göre elde tutuşu da güzel. Nike+ sistemiyle de daha fazla uyumlu halde çalışıyor özellikleri olarak.

- Geliştirilmeye daha açık. 3G’nin işletim sistemi güncellemeleriyle bile bir yere geldiğini ve gittikçe yavaşladığını düşünürsek iPhone 4 şuan için son iPhone ve en az 3 sene daha geliştirmeleri karşılayacaktır. Bu yüzden de geleceğe dönük güzel bir yatırım.

Ben bütün bunların sonucu olarak iPhone 4 almamın ihtiyaçlarını da karşılayacağını düşünüyorum. Ve alırsam bence pek de parayı israf etmiş olmam. Tabii yine de olaya taraflı olarak bakıyor da olabilirim. En azından okursanız yazımı bari siz söyleyin almam gerekli mi? :)

Microsoft Live Araçları

Çok değil, bundan bir iki sene öncesine kadar sıkı bir Microsoft’çu olduğumu söyleyebilirim. Ancak Microsoft’a olan hayranlığım gerek Microsoft’un yaptığı stratejik hatalar, gerekse de alternatiflerinin güçlenmesi yüzünden azalmaya başlamıştı. Öncelikle Macbook aralak Apple hayranlığı başlamış, ardından ölümüne savunduğum Internet Explorer’ı bırakarak Firefox’a geçiş yapmıştım. Çok eskiden Hotmail kullanırdım, onu bırakalı da epey bir süre oldu. Epeyce bir zamandır kullandığım msn’im de hotmail olmayan bir adresle kayıtlı zaten. Windows olarak desen XP’den öteye Vista ile geçiş yaparak işletim sisteminden de iyice soğumuştum. Benim için Microsoft’u çekilebilir kılan artık tek olarak Xbox 360 kalmıştı ki 3K’dan soğuyarak PlayStation 3’e daha sıcak bakmaya başlamıştım.

Ancak son zamanlarda Microsoft, yaptığı hataları da toparladığından olsa gerek benim gözümde hızlı bir şekilde yükselişe geçti. İlk olarak Windows 7 ile işletim sisteminin nasıl olması gerektiğini bizlere, en azından bana ıspatladı. Windows 7 kullanalı 1 seneye yaklaştım, ne format attım ne de şuana kadar sorun yaşadım. İlk kurduğum zamanki gibi tam performans alabiliyorum. Şuana kadar da bir kere olsun Windows 7’ye küfretmedim. Aksine her geçen gün “sen nasıl birşeysin arkadaş” diye sevgi dolu sözcükler sarf ettim.

Windows 7’nin başarısını Office 2010 ile pekiştirse de benim gözümde esas olay yeni Live araçlarıyla gerçekleştirdi. Çalıştığım MYK Medya’da Televidyon ve Yahoyt çerçevesinde Microsoft Türkiye’ye ziyarette bulunduk. İnternet bölümünden sorumlu Emre Tok, çekim yaptığımız süre boyunca Microsoft’un yeni Live araçlarını bize tek tek tanıttı. Biz de ekip olarak ağzımız açık bir şekilde izledik. Özellikle Live’ın bütün sosyal medyayla uyumuna ve etkileşimine hayran kaldığımı söyleyebilirim. Akşamı eve gelince bir bakalım Live araçlarını kurayım da Microsoft, onu bıraktığım zamandan beri neler geliştirmiş diye kurcalayayım dedim. Live araçlarını, Live Messenger 2011 dahil olmak üzere yükledim.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki Live Messenger 2011 gerçekten çok başarılı olmuş. Özellikle sosyal medyayı tek ekrandan görebilmek, Facebook chat kısmını kullanabilmek, grafiksel olarak Windows 7 ile uyumu, konuşmaları sekmelerle ayırıp tek pencerede toplaması, yeni smileylar ve daha nice özellik Live Messenger 2011’i kullanışlı hale getiriyor. Keza sosyal medyayı tek yerden kurcalayım diyorsak kişisel iletilerin Facebook’ta da yayınlanabileceğini, ya da Facebook’da yayınlanan bir gönderiye messenger üzerinden yorum yapılabileceğini bilmek gerçekten süper. Keza artık konuşma metinlerinde şehir isimleri gibi özel kelimeler geçerse altı çiziliyor ve tıklandığında küçük bir pencerede aramanın metin ve görsel sonuçları gösteriliyor.

Gelelim diğer uygulamalara. Live Mail’i kullanmadım çünkü o konuda halen web üzerinden Gmail’i kullanıyorum ve bana daha kolay geliyor. Zaten Live Mail’i tanıtmadığı için çok bir bilgim yok. Bildiğim kadarıyla eski Outlook Express. Movie Maker’da artık Live kategorisine eklenmiş ve çok hızlı slayt şovlar ya da videolar hazırlayıp bunu Youtube ya da Facebook üzerinden yayınlamak çok basit ve kullanışlı. Movie Maker hiç kullanmadım ama kendi alanı için başarılı. Keza Fotoğraf Galerisi programının fotoğraf birleştirme özelliği dillere destan. Kısaca şöyle anlatayım; aynı açıdan çekilmiş üç tane fotoğraf olsun. Bu fotoğraflarda bulunan aynı kişilerden birinin bir fotoğrafta gözü kapalı, ötekinin başka fotoğrafta ağzı çok açık çıkmış olsun. Bu fotoğrafları birleştir dediğimizde bize kare kare seçtiğimiz yeri istediğim fotoğraftan alma şansı sunuyor. Pek anlatamadım sanki, ancak üç fotoğraftan istediğimiz yeri alıp bir kolaj hazırlayarak fotoğrafların kusurlarını gidermek mümkün. Bu özellik sayesinde artık toplu fotoğraf çekerken en az 3-4 tane arka arkaya çekeceğim. Biri gözüm kapalı çıkmış derse rahatça evde hallederim diyebilirim. Ayrıca fotoğraflara etiket özelliği gelmiş. İnsanları etiketleyip fotoğraf arşivi yaratmak, “Ahmet Mehmet’e ait bütün fotoları getir” gibi seçenekler eklenmiş. Yine aynı şekilde etiketli olarak Facebook’a da eklenebiliyor.

Bir diğer kullanışlı program ise Live Writer. Uzun zamandır bu bloga yazı giremiyordum zira WordPress’e girip metin editöründen yazı yazmaya üşeniyordum. Şimdi wordpress hesabımı Live Writer’a ekledim. Sağolsun kendisi hemen benim temamı çekip programa kurdu. Artık masaüstünden Live Writer’a çirf tıklayıp açılan pencereye yazımı yazdığımda direkt blogumda yayınlanıyor. Hem de program üzerinde yayınlamadan önce ön izleme almak ya da istenildiği gibi resim, bağlantı, video vs. indirebilmek mümkün.

En süper özellikse SkyDrive özelliği. SkyDrive, Live Messenger ve Hotmail’de de çalışıyor. Messenger’a ya da Hotmail’de göndereceğiniz fotoğraflar SkyDrive’daki albüm üzerinde toplanıyor. Böylece megabyte’larca fotoğraf çok kısa sürede SkyDrive’a gidiyor. Böylece hem upload’u hem de download’u çok daha zamandan tasarruflu oluyor. SkyDrive’da albüm oluşturup bu albümü istediğiniz kullanıcılara açmanız ve onlarada da değiştirme ya da fotoğraf ekleme gibi imkanlar tanımanız mümkün. Ayrıca bu albümleri Facebook’da da paylaşabilirsiniz. SkyDrive sayesinde Hotmail’de mail başına 10 GB’da kota arttırımına gidilmiş. Mükemmel haber.

Görünen o ki Live araçları ile Microsoft gözümde yeniden bir numaraya yükseldi. Bu arada unutmadan Xbox 360’dan beni 3K ile soğutmuştu ancak yeni çıkardıkları Slim versiyonu ve hareket algılayıcı sistemi Kinect ile o konuda da beni heyecanlandırdılar. Yılbaşına İngiltere dönüşü Kinect’li Xbox 360 paketlerinden birini satın almayı düşünüyorum.

PS: Sosyal medyayla etkileşimde şuan için Twitter yok. Bu konuda küçük bir anlaşmazlık nedeniyle Twitter’ın isminin çıktığı ancak çok kısa bir süre sonra tekrar geleceğini belirtti sayın Emre Tok. Ayrıca özelliklerinin neredeyse hepsinin Mac için de olacağını söyledi. Kötü haberisi ise Xbox’da verdi. Xbox halen gelmeyi düşünmüyormuş ülkemize (Live olarak).

Son dönemde billboardlarda “TV Bitti şimdi DIGI” yazılı reklamlar var. Aynı konseptin bir TV reklamları bulunuyor. Bütün lcd tv’ler intiharın eşiğine gelmiş durumda ve Digitürk Plus gelip onları kurtarıyor. Digitürk Plus’ı 2006′dan beri takip ediyorum fakat fiyatından dolayı pek yanaşmamıştım. 1-2 sene öncesine kadar yeni bir kampanyayla peşin ödemenin yanı sıra faturaya +15TL ekleyerek sahip olma fırsayı çıkarmışlardı. Bir süre yanaşmadığım bu sistemle reklamlar sayesinde tekrar ilgilenir oldum. Cumartesi akşam saat 23 civarı kararlaştırdım ve internetten başvuru yaptım. Pazar sabahı aramakla yetinmediler, üstüne de Pazar öğlen 12:30′da elinde kocaman Digitürk Plus kutusuyla bir teknisyen geldi. Bu kadar hızlı hizmet hoşuma gitti doğrusu.

Kurulumu LNB değişikliği dahil 10 dakika ya sürdü ya sürmedi. Sistem hazır olduğunda başladım özelliklerini bir bir kurcalamaya. Şunu söyleyebilirim ki Digitürk Plus ile televizyonun üzerimizdeki hakimiyeti bitiyor. Digitürk kumandasıyla artık biz televizyona hükmedebiliyoruz. Nasıl mı? İstediğimiz bütün programları aletin hard diskine kaydederek istediğimiz zaman izliyoruz. 140GB kayıt hafızası bırakan alet 90 saate yakın görüntü kaydedebiliyor (seç izle ve digitürk’ün yeni özellikleri için alet 110Gb da kendine ayırmış. Yani toplamda 250GB). Böylece “aman misafir geldi kaçıcak tv programı”, “bu akşam çıkamam dizim var”, “uykum geldi ama şu programı kaçırmak istemiyorum”, “istediğim program iş saatime denk geliyor”, “yarın sabah erken kalkıcam ama istediğim film gece yarısı yayınlanıyor”, “çişim geldi, reklam girse de tuvalete gitsem” gibi bütün cümleler havada uçup gidiyor. Hatta izlemek istediğiniz iki program çakışsa bile!

Alıyoruz elimize kumandayı, açıyoruz digitürk guide’ı başlıyoruz istediğimiz programlara kaydetme emri vermeye. Bu işlem de oldukça basit. İstediğimiz programın üstüne gelip sadece record tuşuna basmakla emri vermiş oluyoruz. Biz uyurken, gezerken, iş yaparken, okuldayken, pc başındayken, kitap okurken… kısacası herhangi bir işle uğraşırken Digitürk Plus bizim için çalışıyor ve istediğimiz bütün programları kaydediyor. Böylece hiçbir programı kaçırmadığımız gibi aynı saatte yayınlanan farklı programları da kaydedebiliyor.

Bütün özellikleri bununla da kalmıyor. Herhangi bir kanalı açtığımızda o kanalı geçici olarak kaydetmeye başlıyor. Böylece yayını durdurabiliyor, geri sarabiliyor, istediğimiz yerden izlemeye devam edebiliyoruz. Mesela bir diziyi canlı olarak izlerken reklam girdi, hop geri sarıp beğendiğimiz ya da anlayamadığımız sahneleri geri izleyebiliyor böylece reklam vaktini öldürebiliyoruz. Sonrasında tekrar canlı yayına geçip diziye kaldığımız yerden devam edebiliyoruz. Biz canlı yayına geçene kadar reklam bitmiş ve dizinin bir kısmını kaçırmış mıyız? Sorun değil al geri reklamın bittiği yerden izlemeye başla. Ya da program esnasında dışarı mı çıkmak gerekiyor, durdur yayını git işini yap gel devam et. Olmadı uykun mu geldi. Bas record tuşuna, bitiş saatini seç (program bitene kadar kaydet seçeneği de bulunuyor) git yat. Sabah ya da uygun olduğunda programı kaldığın yerden devam et.

Daha anlatacak çok özellik var ama bu aleti alıp kullanmadan keyfini çıkarmak imkansız. Eğer bir Digitürk’ünüz varsa hemen ayda 15 tl fazla ödeyerek bu alete sahip olmalısınız. Dizileri programları kaydedip haftasonu ya da akşam istediğiniz vakitte izleyebilirsiniz, hem de reklamlardan arınmış olarak.

Kendimi her zaman Internet Explorer’ın en sağlam kalelerinden biri olarak görürdüm. Kısa bir süre Opera kullanmama rağmen Firefox’un hızlı ve engellenemez yükselişine her zaman karşı durmuş ve inatla Internet Explorer kullanmışımdır. Kullandığım her makinede Firefox yüklü olurdu fakat toplam kullanım süresi 1 saati bile bulmazdı (o da yaptığım siteler firefox’da nasıl gözüküyor diye 5 dak’ka girip çıkmamdan oluşuyor).

Ancak ve ancak…

Internet Explorer için Firefox’a karşı yapılacak savaşta ön saflarda yer alacak ve IE için ölümü onur sayacak olan ben artık Firefox’a yeşil ışık yakmış durumdayım. Hatta yeşil ışıkla da kalmadık, flört edip çıkmaya başladık. Bunda güzel arayüzü, eklentileri, ie’ye göre daha stabil çalışması ve yine eklentileri önemli etken oldu. Ayrıca Vista’mda yüklü olarak gelen IE 7′nin de bol hatayla çalışması ve 3 pop-up’dan birinde Explorer’ı yeniden başlatmama neden olan “yanıt vermiyor” hatası çıkarması Firefox’a geçişimin acı çekmeden gerçekleşmesine neden oldu.

Firefox’a geçtikten sonra “Oh be kurtuldum şu Internet Explorer’dan” diyerek sevinmem de IE’nin ne halde olduğunun kısa bir özeti olsa gerek.

Amerikayı yeniden keşfettiğim için de şimdilik mutluyum :)

WordPress.com'dan blog alın. | Tema Motion, volcanic tarafından yapılmıştır.
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.