Çok önemli olduğunu düşündüğüm bu yazıyı yazmak istememdeki sebep, en azından bu yazıyı okuyanların kafasındaki sorulara cevaplar sunmayı istemem. Konumuz Midnight Express. Bilindiği gibi Midnigh Express filmi Türkiye’nin yarasıdır. Hakkında Türkiye içerisinde bolca yazılıp çizildiği gibi yabancı basın ve halk da bolca yazdı çizdi. Bir süre Türkiye’de DVD’sinin dahi yasak olduğu bir filmdi Midnigt Express. Sebebi ise Türkiye’yi fazlasıyla kötülüyor olması. Ben filmi geçtiğimiz gün ilk defa izledim. Fakat öncesinde gerek okuduğum bilgiler gerek de büyüklerimizden duyduğum kadarıyla kafamda oluşan olgu oldukça kötü yöndeydi.
Gerçeği görebilmek adına izlemeyi çok istediğim bir filmdi ancak Türkiye’de DVD olarak satılmadığı için bir türlü ulaşamıyordum. Son olarak blu-ray versiyonuyla burada piyasaya sunuldu ancak Blu-Ray’im olmadığı için o da olmadı. Aralık ayının sonunda yapmış olduğum İngiltere ziyareti sırasında DVD’sini bulup aldım. İçinde Türkçe seçenek yok fakat filmin yarısı zaten Türkçe -ya da Türkçe’ye benziyor-.
Öncelikle kısaca hikayeyi anlatayım. Billy Hayes isimli Amerikalı bir turist İstanbul’a geliyor. Ziyaretinin bitiminde otel odasında vücudunun etrafına esrarları sarıyor ardından havalimanının yolunu tutuyor. Amacı esrarları ülkesine götürüp hem içmek hem de satmak. Havalimanında yapılan arama sonucunda yakalanıyor ve Türk hapishanesini boyluyor. Bu süreç içerisinde bolca işkenceye maruz kalıyor, Türklerin iğrençlikleri ön plana çıkıyor, Türk avukatların vurdumduymazlığı ve bir sürü ayrıntı. Filmin sonucunda ise Hayes, kötülüklerin babası olan baş gardiyanı öldürüp kıyafetini çalıp hapisten kaçıyor. Yunanistan’a kaçıp oradan da ülkesine geri dönüyor.
Aslında hikaye olarak normal olan filmin bizi yaralayan kısmı Türklerin barbar, iğrenç, vurdumduymaz, çirkin, şişman, şiddet yanlısı gösterilmesi. Yine aynı şekilde bizde şiddet yok şeklinde bir yakarışımız da oldu. Filmin başında “Bir bir gerçek hikayedir” ibaresi bulunuyor. Hakkında çeşitli spekülasyonlar da var, yazar Oliver Stone yıllar sonra özür diledi ya da filmin gerçek olmadığı açıklandı gibi. Şimdi tek tek yabancı ve türk basınından, yorumlardan ve dökümanlardan derlediğim bilgileri toplayarak sunuyorum.
- Billy Hayes diye bir insan var ve gerçek. Hatta olayların da bir kısmı gerçek. Şöyle ki; Bill Hayes İstanbul’da vücuduna esrar paketlerini sararak kaçırmak istemektedir. Ancak havalimanındaki kontroller sırasında yakalanır. O dönem uçak kaçırma ve bomba olayları yüzünden havalimanı kontrolleri yeni başlamıştır, bu yüzden olaydan habersiz olan Billy Hayes, kaçakçılığının daha kolay olacağını düşünmektedir. Fakat yakalanır. Şöyle diyelim, filmin açılış sahnesi tamamiyle doğru.
- Orijinal, yani yaşayan gerçek Billy Hayes’in Türk biri tarafından gerçekleştirilen bir röportaj videosu var Youtube’da. Billy amca dobra bir şekilde yaşadıklarını ve film ile ilgili olan sorunlarını anlatmış. Billy Hayes, hapishanede pek işkence görmediğini söylüyor, ara sıra başgardiyandan dayak yemiş. İsmi Hamido’ymuş başgardiyanın. Dayağı seven, şiddet yanlısı sadist biriymiş. Türk mahkumları da ölümüne dövüyormuş. Diğer Türk gardiyanlarla ise hiçbir sorununun olmadığı hatta aralarında çok iyi insanların olduğunu söylüyor Billy. Türk mahkumlarla da çok iyi anlaştığını, kendini idare edecek kadar Türkçe öğrendiğini ve Türkçe’yi de çok sevdiğini söylüyor.
- Türkiye’den kaçtığı da doğru. Önce 4 yıl hapis alan Billy Hayes, ardından 30 senelik hapise mahkum oluyor. 5. senesinde hapisten kaçıp Yunanistan sınırını geçiyor ve Yunanistan üzerinden ülkesi Amerika’ya uçuyor. Fakat kaçış aşaması biraz farklı. Filmdeki gibi bir cinayet işlemiyor. Hatta filmdeki gibi olayların tamamı Sultanahmet Cezaevinde gerçekleşmiyor. Billy, İmralı’ya götürülüyor ve orada kalıyor. Kaçış hikayesi de adaya gelen balıkçıların birinin sandalını alıp İstanbul’a kaçmasıyla başlıyor. İstanbul’da saçını boyuyor saklanıyor, Edirne’ye gidiyor tekrar dereyi yüzerek geçiyor ve Yunanistan’a giriş yapıyor. Ülkesine dönünce de yaşadıklarını anlatan bir kitap yazıyor.
- Okumadım fakat bir yabancının dediğine göre kitapta Billy Hayes, İstanbul’a tek başına geliyor ve tek başına dönmeye çalışıyor. Filmde ise dramatizasyonu arttırmak için yanına bir de sevgilisi eklenmiş.
- Billy, filmin sonundaki cinayeti aslında işlemiyor. Hatta hiçbir şekilde kimseyi öldürmüyor. Çünkü öldürürse Amerika’da da yakalanabileceğinin farkında. Bu yüzden filmin biraz kurgusunun abartıldığını söyleyebiliriz. Hamido gerçekten ölüyor, fakat bunu başka bir Türk mahkum yapıyor. Hamido’dan sağlam dayak yiyen bir Türk mahkum, salıverildikten sonra silahını kapıyor ve Hamido’yu çay bahçesinde öldürüyor. Ardından oraya oturuyor, polisleri bekliyor ve polisler geldiğinde “evet ben yaptım, beni dövdü ve aileme ağır hakaretler etti” diyor. Billy Hayes’in yalancısıyım.
- Filmin senaristi Oliver Stone. Billy Hayes, aslında amacın esrar kaçakçılığının yasak olmasını ve hapishane sistemini eleştirmek olduğunu söylüyor. Fakat filmdeki tek sorunun iyi bir Türk gösterilmemesinin olduğunu da ekliyor. Hayes’in birçok Türk arkadaşı varmış ve Türkiye’yi çok seviyormuş. Türkiye içerisinde de fazlasıyla iyi insan olduğunu söylüyor. Mahkumlardan avukatlara, gardiyanlardan polislere birçok iyi insan tanıdığını söylüyor. Hatta Türklerin fazla iyilik sever olduğunu belirtiyor. Ancak filmde Türkler iğrenç, şişman ve kötülüksever gözüküyor. Bu konuda Billy Hayes’in yapabileceği birşey yok, zira kitapta durum zaten farklı ancak filmde yönetmenin ve senaristin abartması mevcut.
- Oliver Stone, 2004 yılında Türkiye’ye geldiğinde Midnight Express filminin yarattığı etkiden dolayı Türk halkından özür diledi. Gençliğin verdiği gazla da biraz fazla dolduğunu ve o dönem olayı duyduğunda sinirlenerek yazdığını itiraf etti. Şuan geçmişe baktığımda yaptıklarımdan dolayı çok pişmanım, Türk halkından da özür diliyorum dedi. Oliver Stone, gençliğinde uyuşturucu ve esrar kullanan biriydi, bunun kaçakçılığını yapan birine de böylesine bir suç verilmesine sinirlenerek yazmış. Ancak yönetmenin de, filmde Billy Hayes’i oynayan Brad Davis’in de uyuşturucu kullandığı söyleniyor. Hatta bir duyum, Brad Davis’in aşırı uyuşturucudan dolayı erken yaşta ölmüş. Bu arada Oliver Stone, dünyanın her yerinde hapishane sisteminin kötü olduğunu
- Yabancı büyük film sitelerinde yabancıların film için yaptığı yorumlar gerçekten beni mutlu etti. Zira neredeyse bütün yorum yapan yabancılar Türkiye’nin kasıtlı olarak kötü gösterildiğini ve aslında Türkiye’nin ve Türklerin öyle olmadığını savunuyor. Bu da bilinçlenmeyi arttırıcı bir etken. Tabii filmin üzerinden 33 sene geçmiş olması da zaten filmin yarattığı etkiyi artık fazlasıyla azaltmıştır, hatta öldürmüştür. Zira 33 sene önceki bir olayı izleyenlerin artık Türkiye hakkında o tarz düşünceye sahip olacağını düşünmüyorum.
- Billy Hayes, Türkiye’yi de çok özlemiş. Türkçe’yi halen çok iyi bir şekilde konuşuyor. Türkiye’ye gelmek istiyor fakat hem yasal olarak hem de bazı insanların tepkisinden korktuğu için gelemiyor. Resimlerden ve videolardan baktığıyla özlemini gideriyormuş. Ancak halen filme sinirli onlarca insanın suikastine de kurban gidebilir sonuçta. Ayrıca Türk hapishane sisteminin de Amerika’ya göre daha özgür olduğunu düşünüyor Billy Hayes. Çünkü burada insana özgürlük tanınıyor ve daha fazla kendisiyle ilgilenebileceği, kitap okuyabileceği zaman veriliyormuş.
- Filmde konuşulan dil Türkçe fakat sadece benziyor. Hiçbir Türk oyuncu filmde oynamıyor. Oynayanlar ya İtalyan ya da Amerika’lı. Türkçe aksan yerlerde sürünüyor. Bir Türk olarak birçok yerinde anlamakta zorlandım. Gerçek Billy Hayes bile Türkçeyi çok daha iyi konuşuyor yahu. Çekimlerinin nerede yapıldığını bilmiyorum ama orijinal İstanbul görüntüleri olduğundan ekibin İstanbul’a geldiği kesin. Ancak hapishane sahneleri Türkiye’de değil onu biliyorum.
Yazıyı okumadan önce Midnight Express’i izlediniz mi bilmiyorum ancak filmi izleyip bu araştırmaları yaptıktan sonra benim filme bakış açım değişti. Elbette fazlasıyla yapılan yanlışlıklar var fakat asıl sorun filmi yapanlardan çok bu filmi provakasyon amaçlı sürekli olarak gösterenlerde. Filmin 33 yılı aşmasından ötürü de artık ertkisini kaybetmiş durumda. Peki geçmişte bize zararı oldu mu? Fazlasıyla! Yine de gerçek Billy Hayes’in yaşadıklarının çarpıtıldığını da unutmadan filmi eleştirelim.

PS: Fotoğraf yaklaşık 1.5 aylık çabayla uzattığım sakalların son görüntüsü olduğu için büyük önem taşıyor




