Sinema ve türevi eğitim almayan ya da sinema ile çok içli dışlı olmayan kişiler sinema yönetmeninin ne iş yaptığı konusunda bir türlü fikir birliğine varamazlar. Kimilerine göre yönetmen bir iş yapmayan ancak en çok parayı götüren kişiyken kimilerine göre de işin bütün hamallığını çeken, arı gibi çalışan ve izlediğimiz filmin her pikseline adını yazan kişidir. Bu iki uç nokta arasında doldurulacak birçok kısım da farklı fikirleri oluşturuyor.
Mahsun Kırmızıgül’ün son filmi “Güneşi Gördüm” vizyona girdikten sonra bu tartışma iyice alevlendi. Fakat yine araştırmaya üşenen halkımız “kardeşim Mahsun Kırmızıgül film yapıyorsa o zaman yönetmen olmak kolaymış”,”her isteyen yönetmen oluyor demekki”,”yönetmenliğin de suyu çıktı, yakında mankenler de yönetmen olur” gibi saçma fikir üretmeye başladı.
Bazen yönetmenlik eğitimden çok yetenek işidir diye düşünüyorum. Bunları Mahsun’dan öte Holywood bazlı iki yönetmene dayanarak söylüyorum. İlki film satan bir dükkanda çalışan ve dükkandan aldığı filmleri izleyerek film manyağı olan, ardından çalışıp yönetmenliğe adım attığında Rezervuar Köpekleri, Pulp Fiction, Jackie Brown, Kill Bill gibi bir anda sivrilen filmleri çekerek yaşayan en iyi yönetmenler listesine adını yazdırman Quentin Tarantino. İkincisi ise benim favorim olan ve halen yaşarken çıkardığı işleri seyredebildiğim için kendimi şanslı hissettiğim Clint Eastwood. Hayatında film görmeyen çok fakir bir aileden gelip önce oyuncu olan ve İyi, Kötü, Çirkin gibi bir efsaneye imza atan Eastwood, ardından yönetmenliğe adım atarak adını efsaneler listesine yazdırdı. Çektiği filmlerin Oscar’a aday olması veya kazanması da Eastwood’un yönetmenlik başarısını tescilliyor. Bunlara Unforgiven, Mystic River, Letters From Iwo Jima, Flag of Our Fathers, Changeling, Million Dollar Baby’i sayabiliriz.
Bana kalırsa yönetmenliği tam açıklayan bir tanım yok. Yazının başında belirttiğim iki uç fikir de tam olarak doğru değil. Yönetmenliğin tanımını yönetmenin kendisi yazar. Her yönetmen kendine özgü stilleriyle birbirinden ayrılır, farklı yönetmen türleri oluşturur. Biri işini yönetmen yardımcısına bırakır, öteki her işi kendisi yapar, biri kurguya fazla müdahale etmez, öteki kurgunun her aşamasını kontrol eder, biri senaryoyu hazır alır, öteki senaryoyu kendi yazar. Bu ve bunun gibi birçok özelliği kartıştırıp birbirinden farklı yönetmen türleri oluşturabiliriz. Bir önceki paragrafta ismini verdiğim Quentin Tarantino ve Clint Eastwood’da bunlara çok iyi iki örnek. İkisi de çok yetenekli ve filmin her aşamasına adlarını yazdırsalar da Tarantino filmlerinin senaryosunu kendisi yazarken, Eastwood hazır senaryolardan başyapıt çıkarıyor. Bu da Tarantino’ya, kafasındaki senaryoyu filme dökmesini sağlayıp büyük tatminlik yaşatırken, Eastwood’a ise başarılı senaryo seçimini görsel şölene dönüştürmesiyle tatminlikten öte 4 Oscar ile ödüllendiriliyor.
Nice filmler var ki yönetmenin çok etkisi olmaz, film de pek başarılı olmaz fakat iyi oyuncu seçimi ve iyi reklamlarla adını duyurur. Biz de “gördün mü Jack Nicholson’ın yeni filmi çıkmış” deriz ama yönetmenin adını dahi bilmeyiz. Ama bazı filmler vardır ki yönetmen filmden daha baskın çıkar ve o yönetmenin yeni sanat eserini izlemek için sinemaya gideriz. Geçtiğimiz Şubat ayında vizyonda olan Clint Eastwood’un son filmi Changeling’de olduğu gibi. Eastwood’un yönetmenlik başarısı, Angelina Jolie’nin en iyi kadın dalında Oscar adaylığı getiren performansını bile geride bırakıyor. En azından ben ve benim gibiler “Eastwood’un çektiği yeni film vizyona girmiş” diyebiliyor.
İyice karıştırarak anlattığım yazıyı eski orta sınıf yönetmenlerinden Edward Dmytryk’in Sinemada Yönetmenlik kitabının ön sözünden küçük bir alıntı ile bitirmek istiyorum.
“Otuzlu ve kırklı yılların büyük güldürü filmleri yönetmeni ve iki Oscar sahibi Leo McCarey, bir bankere sorununu anlatıyordu. Umudu, olası bir film için bir iki milyon borç alabilmekti. Banker şaşkın, McCarey’i kafasındaki şemada bir yere oturtmaya çalışıyordu.
“Kameramanın ne yapıtığını biliyorum,” dedi, “filmin görüntülerini çeker. Senarist de senaryo yazar. Oyuncular doğaldır ki oynarlar. Fakat bana söyler misin Bay.. Şey.. McCarey, bir yönetmen ne yapar?”
Leo başka bir bankaya gitti.
Doğaldır ki, epey önce oldu bu olay. Fakat Amerika Birleşik Devletleri’nde ve diğer ülkelerdeki yüzlerce yüksek olukda ve üniversitede okuyan sinema öğrencilerinin %90′ı yönetmen olmak isterken çok azının bir yönetmenin ne iş yaptığından haberi vardır.”
Daha bu işi okuyan insanlar yönetmenin tam olarak ne yaptığını bilmiyorsa o zaman halk ne yapsın değil mi?
PS: Yazıda da belirttiğim gibi bana göre yönetmenin tam tanımı yok, her yönetmen kendi tanımını yazıyor. Fakat yine de bu her isteyen yönetmen olabilir demek değildir. Yönetmen olmak için belli başlı kriter ve bilgi sahibi olmak gerekiyor. Tabii adından söz ettirebilecek filmlerleri çekmekten bahsediyorsak…
Hevesli gençlere alternatif link.